24 Temmuz 2011 Pazar



Sınırlar kafamızda


Trene atlayıp arkana bakmadan gitsen de, koluna eşini takıp gezdirsen de hayat sana yine aynı hayat.


Hiçbirşey değişmeyecek,


hiçbirşey düzelmeyecek.


Sınırlar kafamızda çünkü.


Özgürlük düşünmeyle başlar, hiçkimse sınır koyamaz düşüncelerime


ama kafa aynı kafaysa gitse de kalsa da aynı pranga ayağında.


Ben gittim.


Öylece hem de,


hesap vermeden hesap sormadan gittim.


Tren yol aldıkça ben de yol aldım.


Büyüdüm, küçüldüm


ama en çok sevdiklerimin eksikliğini hissettim. Gittiğim yerleri paylaşamamanın verdiği eksikliği,


bu beni bağımlı hale mi getirir.


sanmam.


Can yücel’in şiiri beni anlatsa da çoğu kez, paylaşmanın özgürleşmek olduğunu anladım ben.


Arkamı dönmeden kaçasım var ama bu beni özgürleştirmediği çoğu kez.


Aksine korkaklaştırdı.


Memnun değilsem hayatımı değiştirebilirim ama insan kendinden memnun olmalı önce.


Her şeyi değiştirebilir insan, yaşadığı yeri, hayatındaki insanları ama kendini değiştirmezse bozuk bir plak gibi sarar sürekli başa.


Ben özgür değilsem ne kadar gidersem gideyim prangalarımla, yük benim yüküm, sürekli değiştirmem gerekir çevremi, çünkü insan en çok kendiyle savaşır, çünkü insan en çok kendiyle yarışır.


Yaptıklarımız değil sınırlarımız, yapmaya korktuklarımız…



28 Mayıs 2011 Cumartesi

Küçücük elleriyle dokundu hayata, oyuncakları olmadıgı gibi şimdi annesini de kaybetmişti. Bir daha gelmeyecek demişti ablası, bir daha gelmeyecekti annesi. Mahkum olduğu hayatı kendi seçmemişti. Hep oyuncakları olsun isterdi, mahallede oynadığı cocuklarin oyuncaklarına benzer birkaç plastik oyuncak iste. Kırmızı itfaiye aracı, camına polis çıkartması yapıştırıla mavi bir polis arabası, sarı bir kamyon. O kadar cok istemişti ki belki de annesi o yüzden gitmişti. Annesini feda etmişti elindeki kamyon icin. Hasan babasının o kamyonu kendisine annesi olduğu icin aldığını bilmiyordu o zamanlar, o kamyon geldigi icin annesinin gittiğini düşünüyordu, herkes annesinin ani vedası yuzunden Hasan'ın o kamyona elini bile surmedigini düşünürken Hasan kamyona dokunmazsa annesinin geri gelecegini dusunuyordu yalnızca, cok üzmüştü annesini, neden diğer cocuklarının annesi gibi her istediğini almıyor diye. İste şimdi kamyonu vardı ama annesi yoktu. Annesini üzdüğü icin gitmişti annesi, ölüm ne demek bilmiyordu, gerçi babasına sorsa o da bilmiyordu ya o ayrı. Ölüm soğuktu babası icin, soğuk bir yatak, soğuk bir ev demekti eşini kaybettikten sonra Hasan icin ise ölüm elindeki sarı kamyonla esdegerdi, kamyonu geri verip annesini alabileceği bir uzak şehirdi ölüm. İşaret parmagiyla naylon Posetteki kamyonu itti kimse görmeden. Bir taraftan da dişlerini alt dudağına degdirerek "vin vin" diye ses çıkartmıştı. Ablasının kolları altında herkesin neden ağladığını bilmeden sarı kamyon ve annesi arasindKi bağlantıyı çözmeye calisiyordu. Hergün arkadaşlarının oyuncaklarına uzaktan baktıgi. O güzelim kamyonlardan birine sahipti şimdi. Hayatın adil olmadıgını ilk ozaman anlamıştı. Sarı kamyona karşılık annesi. Hayat o günden sonra da cok bonkor olmadı Hasan'a. Kader demişti oturan boğa, oturan boğa kelimesini ilk duyduğunda karnını tuta tuta gülmüştü. Abisi orhan şişman mi şişman bbir kadın icin soylemisti bu kelimeyi. abisine ne demek diye sorduğunda kızılderililerin hayatına dair inanılmaz bir hikaye dinlemişti abisinden, o yüzden unutmuyordu bu kelimeyi, oysaki mahalledeki cocuklardan duydugu küfürleri bile hatırlamakta zorlanırdi cogu zaman, ama şimdi yanında oturan o şişman kadını görünce oturan boga diye gecirmisti icinden ve gülmeden edememişti, ablası hasanin yuzune bakarak ne kadar masum olduğunu düşünmüştü Hasan gulerken. Hasan kendisi secmemisti hayatını, seçme şansı olsa hem annesini hem de bir sürü güzel oyuncagi bir arada olsun isterdi. Ama Hasan secmemisti iste, hapsoldugu hayat onun hayatı degildi, ne yediği ne giydiği, hangi okula gittiği hatta düşünce sekli, hiçbiri kendi insiyatifinde degildi, hapsedildigi hayat icinde bir Hasan oluşuyordu. secimlerinin ailesinin secimleri olduğu bir garip küçük insan iste. Oturan boğa Hasan'ın saclarını oksarken Hasan'ın aklına bitlendigi gün gelmişti, annesi saclarını ispirtolamisti, bit temizleme eylemi hasanincok hosuna gitmiş ama gür saclarinin pek de uzun olmaması nedeniyle bit isyanı çabucak bastirilmisti, babasına kalsa berbere götürüp 3 numaraya vurduracKti ya hasaniin saclarını ama annesi oğlunun bukleler oluşturan saclarına kıyamamış böylece hasan icin bit istilası eğlenceli bir sekilde bastirilmisti. Şimdi ise oturan boğa bir taraftan Hasan'ın saclarını okşuyor bir taraftan iç çekerek vah zavallı yavrum, kader iste diyordu. Hasanın ablası oturan boğaya içten ice sınır olmaya başlamıştı, oysa neden sevildiğini anlamayan Hasan'ın durumdan bir şikayeti yoktu. Hafiz teyzenin gelisiyle birlikte orhan Gozuktu kapıda, kiz kardeşini çağırıyordu yanına, küçük bir konuşmadan sonra Hasan abisinin kendisine seslendigini duydu.
- gel bakalım ufaklik, biz kamyonumuzla biraz oynayalım,
Hasan kamyonu bilerek almadı yanına, paketini acmak istemiyordu, yalnızca annesini görmek istiyordu ama ne zaman. Ablasına ne zaman sorsa annemiz bir daha geri gelmeyecek yanıtını alıyordu. Ama bu cevap Hasan'ı tatmin etiyordu, oysa daha kamyona karşılık annesini geri istediğine iliskin teklifini bile duymamıştı ablası, nasıl bu kadar emin konuşuyordu. Hasan. Abisinin kucağına atladı, ablası sarı kamyonu Abi'sinin eline tutusturdu bu arada.
- ee ne yapmak istersin bakalım akıllı bidik
Ben annemi istiyorum dedi Hasan, hem acıkmış hem de usumustu, Ocak ayıydi. Annesi olsa coktan gür gür yanıyor olurdu soba ama kimse umursamiyordu nedense.

18 Mayıs 2011 Çarşamba

başladığımdan çok farklı bir noktadayım artık. sürekli karar vermekle geçiyor zamanım. yeni yeni kararlar. yeni yeni başlangıçlar. oysa ben çoktan çizmiştim yolumu ama nedense başladığım yerden sürekli başka bir noktada buluyorum kendimi. olmak istediğim yerde değilim. olmak istediğim yeri de bilmiyorum ya işin aslı. sanki bir yer var ve herşey mümkün, herşey mükemmel, herkes mutlu, huzurlu. küçükken 2. atatürk olmak isterdim, dünyayı daha mükemmel bir hale getirmek için. oysa şimdi bakıyorum da ne kadar uzağım hayalini kurduğum mükemmel dünyama. ben 2. atatürk olacağım dediğimde benimle dalga geçen insanlardan olmasam da hala, hayalim için çaba harcamak şöyle dursun, artık sesli bile söylemiyorum. küçükken bir kişi yeter gibi gelirdi. birinin hayatında bir fark yaratmak. ne güzel demiş zülfü livaneli; dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak herşey. ama değilmiş. herkesi sevsem de yetmiyor işte. ne dünyayı ne türkeyeyi ne de yaşadığım çevreyi değiştirmeye gücüm yetiyor. hatta ben de duyarsızlaşıyorum gittikçe. bakkaldan naylon torba almadığım, yere çöp atmadığım, arabaları sevmediğim için çevreci sanıyorum kendimi, çözüm artık benim kafamdakinden çok uzakta...

6 Mayıs 2011 Cuma

vampir party

Birini sevmek ne kadar garip bir şey, asla yapmam dediği şeyler yaptırıyor insana. Bana kalsa yere çöp atan bir adamı sevemeyeceğimi zannederdim. Peki ya o, bırak vampir kostümü giymeyi, evlenme teklif edeceğinden bile şüpheliydim. Birini sevmek anlaşılamayacak bir insan davranışı, gecenin sonunda, hayatın boyunca ve hatta yolun sonunda onun yanında uyumak, hayatını onunla yaşamak. Ne kadar önemli bir karar aslında. Evlenmek. Aynı adamla her gün aynı hayatı paylaşmak, ortak bir hayatı. Gerçekten zor ve gerçekten düşünülmesi gereken bir karar. Ben çok mu düşündüm bilmiyorum ama biz çok emek verdik bu ilişkiye, kimi zaman yalpaladık, kimi zaman düştük ama her defasında el ele kalkmayı da bildik. Bir ömür boyu sevdiklerimle ve sevdiğimle hep severek yaşamayı diliyorum artık. Umarım emeklerimize değer.





29 Mart 2011 Salı

HAYATIM BEKLEMEDİĞİM BİR HIZLA GEÇİP GİDİYOR. NASIL YETİŞECEĞİMİ BİLMİYORUM. DAHA DÜN GİBİ TEZİMİN BİTİŞİNİ ELMALI PASTA İLE KUTLADIĞIM GÜN, OYSA ÜSTÜNDEN 3 AY GEÇMİŞ BİLE. YENİ HEYECANLAR PEŞİNDEYİM YİNE. HAYATIM GEÇİP GİDERKEN HER GÜN YENİ BİR YÜK BİNDİRİYORUM SIRTIMA. ÖNCE İNGİLİZCE ÇALIŞMALIYIM, SONRA TEZİMİ KİTAP YAPMALI VE DOKTORA SINAVINA HAZIRLANMALIYIM. TABİ BU ARADA KİMİ ZAMAN EVİ TEMİZLEMEYİ İHMAL EDİYORUM, KİMİ ZAMAN ARKADAŞLARIMI, KİMİ ZAMANSA HAYATIMI, BİR GÜNÜN 24 SAAT OLMASINDAN NEFRET EDİYORUM BİRDE EN AZ 7 SAAT UYKUYA İHTİYACIM OLMASINDAN... CUMHURBAŞKANI OLUNCA UYKUYU 3 SAATE DÜŞÜRÜCEĞİM, YOK YOK TÜMDEN KALDIRACAĞIM. BAŞKA TÜRLÜ YAPMAK İSTEDİKLERİM YETİŞMEYECEK, HEP BİRŞEYLER EKSİK, HEP BİRŞEYLER YARIM KALACAK, YA PASAKLI OLACAĞIM YA İHMALKAR YA ÇOK ÇALIŞKAN YA ÇOK BENCİL. OLMUYOR İŞTE YETİŞMİYOR. YETİŞENLERİ ALKIŞLIYORUM AMA SANMIYORUM:)

1 Şubat 2011 Salı

zaman ne kadar da hızlı geçiyor böyle. çok mutluyum aslında, herşey çok yolunda ama içimden atamadığım bir duygu, daha çok yalnızken beni saran bir his, büyümek. boğazıma takılmış, yutkunsam da gitmeyecek belli. kızlar hep büyümek ister demişti bir arkadaşım. sense büyümekten korkuyosun. ölesiye korkuyorum büyümekten, ölesiye korkuyorum birşeyler iddia etmekten. sanki birileri yanlışlarımı yüzüme vurabilirmiş gibi. biliyorum benden daha iyi yemek yapanlar çıkacak. hukuka daha hakim olanlar, bilmediğim yerden soranlar. büyümek sorumluluk almak değil yalnızca, büyümek yalnızlaşmak, tahammülsüzleşmek aynı zamanda. eskiden rahatsız etmeyen şeyler bile rahatsız eder bir hal aldı beni ya da eskiden zaman ayırdığım insanlar, şimdi bir telefon uzağımda olsa da, sanki daha da uzak artık bana. yazıma tezimin bitimiyle birlikte kendimi verdiğim ev işlerini yazmak istiyordum ama büyüme duygusu yine sardı benliğimi, yüzüme bakmak korkutuyor artık. ya birgün büyüdüğümü anlarsam, geri dönüşü yok gidişlerin, girdiğim yol tek yön, telafisi yok varsa da hatırlamayacağım o belli. geri dönsem de ben aynı ben olmayacağım. hayatım giderken ben de peşi sıra hayatımın peşinden koşacağım, kimi zaman sevdiğimin, kimi zaman ekmeğimin ama koştuğum şey çok az kendi benliğim daha çok geçen günlerim olacak. hayat hergün son, hergün bir başlangıç, her uyanış bir şans, hayata karşı, kendine karşı, hergün aynı sınav, hayatta kalma sınavı, kendin olma sınavı. kendim olmaya çalışmaktan yoruluyorum, kendini anlatmaya çalışmaktan, çalışmaktan, hayat hep birşey için çalışmakla geçiyor galiba, kendin için, ailen için, sevdiklerin için, çalış,çalış,çalış, ölene kadar tek yaptığın çalışmak, gerçeği bulmaya çalış, kendini bulmaya çalış, sevdiğini anlamaya çalış, yaşamak için çalış, yeni şeyler keşfetmek için çalış, öğrenmek için, öğretmek için. ben böyle öğrendim, başka türlüsünü bilmiyorum. çalış...